Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Temmuz 2008 Salı

Sensible Soccer Fenomeni

Biz hala unutamıyoruz efenim.. PES serileri, Fifa serileri vs yalan hala bu bünyede.. Nerden düştüyse aklıma ( liglerin başlamasına daha var, euro 2008 bitti, Lig tv de arada Rus ligine ve Brezilya ligine takılıyoruz ama kesmiyor belki de futbolsuz duramadığımız içindir) bir hatta iki neslin ömrünü yiyen, amiga günlerinin bu topraklardaki en büyük nostaljisi Sensible Soccer serileri üzerine yazasım geldi bloga.. Hikaye uzun , rivayet muhtelif. Efenim ingiltere'de iki tane futbol hastası çocuk daha çocuk yaşlardayken amatör kümeden süper lige kadar istatistik tutarlar, kadroları kaydederler, kendi arşivlerini oluştururlar daha sonrada bunu anime ederler.O yıllar amiga yıllarıdır, elde joystick patlatılan yıllardır, amiga 7/24 beynimizi yemektedir, Microprosoccer (ansızın bastıran yağmur ve oman takımı) ve Emilyhigh soccer gibi oyunlar ile futbol heyecanıyla tanışmışızdır, Kickoff serileri ve Arcade oyun salonlarında yeni yeni sivrilmeye başlayan Supersidekicks (Meksika ve Hernandez) yeni bir çığır açmıştır ki, Cannon Fodder ve dönemin en kral platform oyunu olan Super Frog'un yapımcısı Sensible Software bu iki genci bulur, derki bu data başka data, bu arşiv manyak oyun olur, eee bunu hareketlendirmişsiniz ve altyapısınıda kurmuşsunuz gelin biz bu çizimleri sponsor olarak destekleyelim ve bunu oyun yapalım... O zamanlar dev plazma ekranlarda PS3 oynatan salonlar yerine, Çınarcık'ta yazlık günlerinde ; Okyanus, Balkış, Kral gibi atari salonlarında amiga sistemi üzerinden saatine para vererek Sensible Soccer turnuvaları yapan arızalı bir nesildik biz.. Türkiye anı Türkiye değil di, teknoloji böylesine gelişkin değil , imkanlar sınırlıydı ama hayattan aldığımız zevk kat be kat daha fazlaydı resmen eğlenerek yaşıyorduk yahu... Bugüne kadar içerisinde san marino, faroe adaları gibi ligleri bile barındıran, hem menejerlik hemde oyunculuk anlamında çığır açan swos serileride böyle ortaya çıkar. Dünyadaki tüm takımların yer aldığı, çağımıza göre çok yetersiz grafiklere sahip bu şaheserin yerini 3d efektli fifalar, pesler, winnigler asla tutamaz, o havayı doğallığı veremez, sensible soccer oynamayan , exeter cityden, huul cityden bir haber olan, falso veriyim derken joystick kırmayan adamada futbol hastası denmez. net üzerinde her sezon yenilenen yamalar yayınlanmaya devam ediyor, datalar eklenmeye devam ediliyor, ama amigadaki heyecanın yerini tutmuyor...tribün yapardık evde bu oyun oynanırken... ahh ah

7 Temmuz 2008 Pazartesi

Yakıştı Sana!




1. Avrupa Futbol Taraftarları Kongresi

Bu yıl ilk organizasyon.. İstenen verim alınırsa gelenekselleştirilecek.. 4-6 Temmuz tarihlerinde Londra'da toplanıyor Avrupa'nın ultrasları.. Curvalar, sopalı pankart çalışmaları, tribün showları, manifestolar, taraftar fanzinleri ve niceleri..


http://www.footballsupportersinternational.com/en/congress linkinden kongre ile alakalı geniş çaplı bilgi edinebilir blogun meraklı okurları.. Kongrenin açılış sayfasında ; ''Modern futbol deyince aklınıza ne geliyor? Oyunu yöneten milyonerler, TV şirketleri ve sponsorlar mı? Yıldız oyuncular ve onları destekleyenler arasındaki derin uçurum mu? Fahiş bilet fiyatları mı? Polis baskısı ve stat yasakları mı? Irkçılık ve ayrımcılığın diğer biçimleri mi? Taraftar kültürünü stadyumlarda kısıtlamak mı?...Ama bir de madalyonun diğer yüzü olmalı. Neden hala kendimize futbol taraftarı diyoruz?" şeklinde bir girizgah yer alıyor... manidar.. amaca uygun.. Çeşitli konularda sergilenecek olan workshoplar kongre için önemli yer tutuyor .. Kongrede yer alacak Workshoplar şu şekilde - ultras ve Choreographies bölümleri en heyecan verici bölümler- :


1. Fan Culture Keywords: SafeStanding, Kick-off times, Commercialisation, Choreographies, Ultras

2. Policing & Repression Keywords: Stewarding&Policing, Stadium bans, violence, legislation Chairperson: Michael Gabriel, Koordinationsstelle FanProjekte /Germany Guest Speakers: Dr. Clifford Stott/ England Bündnis Aktiver Fussballfans & ProFans /Germany

3. Diversity / Anti-Discrimination Keywords: Campaigning on Racism, Homophobia, Sexism, Antisemitism, Disability Rights etc. Chairperson: Nicole Selmer, F_in Women in Football Guest Speakers: Football Against Racism in Europe (FARE)

4. Ticketing Keywords: Ticket pricing, Ticket distribution in national & international football, Ticket IDs, Ticket touting Chairperson: Martijn Pelle, Fan Ambassade Nederland/Holland Guest Speakers: Tam Ferry, TartanArmyClubs/Scotland Unsere Kurve/Germany (inquired)

5. Club Ownership Keywords: Supporters trusts, Membership-based clubs, Millionaire takeovers Chairpersons: Dave Boyle & Antonia Hagemann, Supporters Direct/England Guest Speakers: Gabriele Rechenberger, Austria Salzburg/Austria Emilio Abejón, Asociación Señales de Humo/Spain "

Hasan Doğan'ın Zamansız Gidişi

''Her ölüm erken ölümdür'' elbet.. Bu biraz daha erken oldu..Bazı ölümler vardır, bir gün herkesin öleceğini bunun hayatın en somut gerçeği olduğunu bilen bizleri bir türlü kendine inandıramaz..Bir pazar sabahı kahvaltı keyfi için yudumlanan çay arasına sıkışan büyük puntolu siyah fona yazılmış gazete başlıklarında öğreniriz o şoke edici ölümleri..Hasan Doğan'ın ölümüde belki hafızalarımızda daha dün yaşanmış gibi sıcak duran, euro 2008 görüntüleri nedeniyle şaka gibi geldi bizlere.. - yok olamaz , - nasıl olur yahu? nidalarıyla karşıladık haberi.. Ama gerçekti.. Göreve siyasi atamayla geldiği için başlarda soğuk bakmıştım Hasan Doğan'a..Futbol dışında kendi iş hayatının ve politik bağlantılarının çok uzağında, ayrı kutuplarda yaşadığım bir insandı kendisi ancak bizi ilgilendiren futbola sağladığı, sağlamaya çalıştığı fayda olmalıydı..Bu düşüncülerle beklemeye başlamıştık Hasan Doğan federasyonunu.. Bazı insanları tanıdıkça, anladıkça, anlamaya çalıştıkça, dinledikçe,ne yapmak istediğini empati kurarak çözümleye uğraştıkça seversiniz, ısınırsınız..Zaman hayatın bir sağlamasını yapar ve o insanı size kazandırır..Hasan Doğan zamanın bizlere kazandırdığı bir futbol insanıydı.. Hasan Doğan göreve geliş şeklini işine, hizmetlerine karıştırmadan, sergilediği duruşla ayrı bir noktada yer edinmeye başlamıştı kısacık federasyon başkanlığı döneminde.. Şubat ayından bugüne kadar yaptıklarını, yapmak istediklerini, amatör futbola, alt yapıya ayırdığı zamanı, özerk federasyonun gelişimi ihtiyaç duyulan şeffaf ve hesap verebilir bir mali yapıya kavuşabilme çabasını , ''sokaktaki her çocuk futbol oynayabilmeli '' diyerek pratiğe döktüğü projelerini euro-2008 sürecinde konuk olduğu programlarda dinleyip, Türk futbolunun geleceğine umutla bakmaya başlamıştık.. Tüm kesimleri uzlaştıran, barıştırmaya çalışan, somut ve objektif adımlar atan bu işe ciddi mesai harcayan bir futbol aşığıydı Hasan Doğan.. Bu ülke Euro - 2008'de Ulusal takımın her golünde eşiyle havalara uçup, bizler kadar samimi, net, doğal ve içten sevinen bu adama alışmış, sevmeye başlamış, isminin üzerinde uzlaşmıştı.. Hayat ne garip ki unutulmaz Türkiye vs Hırvatistan Euro 2008 çeyrek final maçından sonra '' bu maçı atlatan check up yaptırmış sayılır bu maçların heyecanına dayananın kalbi sağlamdır artık kolay kolay ölmez'' diyerek nüktedan bir şekilde takımın yaşattığı futbol tutkusundan bahsediyordu kendisi.. Şimdi yapılması gereken projeleri devam ettirmek, alt yapıya, amatör futbola, yetişecek futbolculara, mali yapıya, özerkliğe , kazanılan ivmeye, olumlu gidişata, uzun vadeli sistemli büyüme planına bağlı kalarak, yakalanan olumlu havayı kaybetmeden Türkiye futbolunun kalite eşiğini yükseltmeye devam etmektir.. 90 dakikalık bir mücadeleydi Bodrum özel hastanesinde yaşanan, Hasan Doğan maçı uzatmalara bırakmadan zamansız çaldı bitiş düdüğünü, kazanan bu sefer ölüm oldu..

6 Temmuz 2008 Pazar

Her Futbolcu Türkiye'ye Gelebilir

Sabah gazeteleri açtık, net üzerinde güvendiğimiz kaynakları taradık en son marca gazetesinin konuyu manşet yaptığını öğrendik ve kendimizi tartışmanın içinde bulduk.. Baptista Türkiye'ye gelir mi? .. Konu Baptista ve Galatasaray öznelinde gözükse bile geniş kapsamlı olarak düşünülmesi gereken ve artık mutlaka yıkılmak zorunda olan bir düşünceyide kapsıyor aslında.. ''Şu adam Türkiye ligine hayatta gelmez'' cümlesiyle özetlenebilecek dillere pelesenk bir çıkarım var Türkiye'de futbol üzerine ; konuşulan, yazılan , çizilen ortamlarda.. Baştan ayağa hatalı.. Baştan sona kendi değerini bilememek üzerine kurulu.. Biz 3. dünya ülkesiyiz dayatmasının zihinsel köklere yerleşmiş halinin futbol mavralarına karışmış biçimidir bu düşünce.. Baptista çapında veya aynı şöhrete sahip başka bir futbolcunun Galatasaray'a gelmesi dünyanın en normal olaylarından birisidir..Vakti zamanında Prekazi, Simoviç, Hagi, Taffarel, Popescu gelmiştir ve ne hikmetse dışarıdan içerden o küçük görülen ligde kendi kariyerlerinin zirvesine çıkmışlar , takımıda şahlandırmışlardır.. Konu salt olara Galatasaray değil Türkiye insanının futboluna , ligine ve kendine bakışıdır aslında.. anormal karşılanacak bir durum yoktur.. Galatasaray; vizyonu, kazanma kültürü, taraftarının dünyadaki tüm futbolcuları heyecanlandıracak ateşli bağlılığı,taa derwall zamanlarından günümüze kadar gelen avrupa futbolundaki imajı, geleneği, apoletlerinde taşıdığı iki avrupa kupasıyla, doğru yönetildiği ( ki polat yönetimi bunu şuana kadar gayet güzel başarıyor) ve maddi kaynaklarını maksimum verimle kullandığı sürece, her futbolcunun rahatlıkla gelebileceği bir takımdır.. Oryantalist bakış açılarının saplantılı yapısından kurtulup, gereksiz komplekslere girmeden kendi gücümüzün farkına vararak ; istanbul'un yerkürede yaşanası ilk 5 şehirden biri olduğu gerçeğini, türkiye liginin gün geçtikçe kalite kazanan bir lig haline geldiğini, türk futbolunun artık avrupa'da her bakımdan kendisine sağlam bir yer edindiğini(euro 2008 etkisi elbette tartışılmaz müthiş bir imaj yenileme ve çıkış gerçekleşti),ama en önemlisi manevi olarak, taraftarın yarattığı heyecan ve futbolcu üzerindeki etkisi bakımından, 2 saat içinde hem de haftaiçi dünyanın başka hiçbir yerinde hiçbir futbolcuyu 1000 küsür adamın karşılamayacağını bilerek, rahat bakmak lazım bu transferlere.. olur , olmaz, yarın imza atar veya klübün kapısından bile geçmez o baptista'nın bileceği iştir.. Rahat olmak kendimizi bulunduğumuz noktadan daha aşşağılarda görmemek lazım..

Bodrum Arda Medya

Konusuzluk sıkıntısı çeken(oysa euro 2008'de yarı final oynamış bir ülkede futbol üzerine yazılıp çizilmesi gereken ansiklopediler dolusu anektod olmalıdır velhasıl bu toprakların yazı çizi kültürü , futbolunun ileriye gittiği hızda geriye gitmektedir) ve asparagas yapmadığı zamanlarda doğru bilgi vermeyi denemek yerine polemik üretmek için akla karayı seçen biricik spor medyamızın yeni gözbebeği ''Euro 2008'in yıldızı Arda'nın Bodrumda kız ve erkek arkadaşlarıyla tatil yapması''.. Türk futbolu ışık hızıyla yaşadığımız çağ ile olan farkını kapatıp hatta öne geçerken , 2000 yılından bu yana klüpler bazında bir uefa kupası, bir süper kupa , ulusal takım bazında ise bir dünya kupası birde avrupa şampiyonası olmak üzere iki yarı final gören bunların arasına birde çeyrek final sıkıştıran bir yapı içerisinde gelişim ivmesini arttırırken, yurtdışına ciddi ciddi oyuncu pazarlayan bir ülke haline gelmişken her nedense basın tarafından, bu memleketin futbolcularının en insani ve doğal davranışı dahi eleştiri konusu olabiliyor.. Taş devrinden kalan bir bakış açısı..Futbolcuların hayatı üzerine paparazzi eksenli yazıp çizmek avrupa ülkelerinde de mevcut olan bir kültür elbette.. Show must go on denilen motto hayatın ekranlara yansıyan tüm popüler alanlarında geçerli akçe olmaya devam ediyor velakin bir insanın arkadaşlarıyla Bodrum'da tatil yapmasının aba altından sopa gösterir misali, satır aralarına gizlenen şifrelerle sanki kabahatmiş gibi lanse edilmesindedir mesele.. Düpedüz etik dışı olan sinsice olan, yıpratıcı olan bu tavırdır.. Genç insanlar olan futbolculara adeta kışla muamelesi çekmek.. Militarist bir disiplin anlayışı .. Oysa saha içerisindeki performansı, verdiği emek, takımına sağladığı katkıdır asıl mühim olan.. Özel yaşam adı üstünde olduğu gibi açık ve seçik özel yaşamdır.. Arda'nın gayet normal bir şekilde arkadaşlarıyla tatile gitmesinin haberlere yansıtılış biçimi öznelinden yola çıkarak genel bir kronik sorunada parmak basabiliriz aslında bu konuda... Türkiye spor medyalamasının futbolcuları Aseksüel insanlar olarak görmek istemesini anlamlandırmak mümkün değil.. futbolcu sahada top oynayan bir adam olduğu gibi , makarna yiyen, seks yapan, bira içen, akşam arkadaşlarıyla dıarı çıkan, zaman zaman bodruma tatile giden, aşık olan, PS oynayan, evde müzik dinleyen bir canlıdır aynı zamanda.. İnsanların kız ve erkek arkadaşlarıyla bodrum'a tatile gitmesi üzerine spekülasyon üretilen bu coğrafya tez konusudur her daim..Başka özellikleri de mevcuttur yani futbolcu insanının.. Senin, benim, onun gibi..

''Oz Büyücüsü'' Harry Kewell Galatasaray'da

İngiltere'deki lakabı Oz Büyücüsü olan, Avustralya milli takımının ve Premier League'nin en büyük yıldızlarından birisi olan Kewell transfer borsası adı verilen dedikodu alemlerinde hiç gündemde yokken, sezonun en önemli transferi olarak Galatasaray'la anlaştı.. Herşeyden önce daha sezon başlamadan asparagas bombardımanı ile ''Galatasaray'da işler yolunda gitmiyor '' havası yaratmaya çalışan, içi boş dışı boyalı Türkiye spor medyalamasına atılan çalım bu transfere daha büyük bir anlam daha fazla lezzet katmıştır..pasfotomaçın diline düşmeden, afişsiz, polemiksiz, kaymak gibi transfer.. Leeds United'ın premier league'de marka olduğu, şampiyonlar ligi ve uefa kupasında yarı final oynadığı dönemlerin alternatifsiz en büyük yıldızıydı.. Teknik becerisi, oyun zekası,maçın en zor anlarında insiyatif alarak kurtarıcı olabilmesi, kanatlardan kestiği ortalardaki yüksek isabetli asist yüzdesi.. Hem atan hem attıran sürekli ofansı ve golü düşünen hepsinden önemlisi izleyenlere seyir zevki sunan, komple bir oyuncu Kewell.. Dünya kupasında oynadığı futbolla keyif veren avustralya takımının beyni oyun kurucusu en önemli adamıydı.. Çok değil 2 yıl önce servet ödedi bu adam için Liverpool.. Medyalamamız ''Lincoln'' üzerinden asparagas haberlerle sezon öncesi Galatasaray'daki istikrarı bozmak için havada su dövedursun ,Polat yönetimi şampiyon kadronun üstüne Harry Kewell gibi bir adamı çat diye getirebiliyor işte..Medyalamada futbolla alakası olmayan ama bol keseden belirli lobilere hizmet amacıyla yazıp çizenler Kewell'ın gelişiyle birlikte ne hikmetse üretecek yalan haber bulamaz oldular..'' itler ürüyor ama kervanda birlik beraberlik içinde 10 numara yürüyor..'' işte.. 30 yaşında bu çapta bi topçuyu Roma ve Premier League ekiplerini çalımlayarak 1 gece içinde İstanbul'a getirmeyi başarabilen bir yönetimi alkışlamak gerekir..Galatasaray'ın Oz Büyücüsünün transferi ile gücüne güç katan ortasahasına bakınca ; kewel, arda, lincoln üçlüsü.. teknik kapasite, bireysel beceri ve gole dönük hücum anlayışıyla (Skibbe'nin tarzı bu zaten) izleyene estetik görsellik sunan böyle bir orta alan kurgusu avrupada herhangi bir takımda var mı? varda biz mi? bilmiyoruz..
buyrun bu da künyesi ;
Harold (Harry) Kewell, 22 Eylül 1978 Sidney, Avustralya doğumlu. Futbola okula takımlarında adım atan Harry Kewell, lise yıllarında hem okul takımında futbol oynarken, aynı zamanda Marconi Socer takımı ile bölgesel ligde oynadı.
15 yaşında denenmek için gittiği İngitere’de Leeds United takımına transfer olan Harry Kewell, Mart 1996’da 17 yaşındayken Middlesbrough karşısında Premier Lig’deki ilk maçına çıktı. Nisan 1996’da ise Şili karşısında ilk kez Avustralya Milli Takımı’nın formasını giydi.
1999-2002 yılları arasında İngiltere Premier Lig’inde David Oleary’nin teknik direktörlüğünü yaptığı genç Leeds United kadrosunda göze batan isimlerden biri oldu. Leeds United’ta oynadığı 8 sezon boyunca 181 maçta forma giyen Kewell 45 gol attı.
Harry Kewell’in 2003-2004 sezonuda Liverpool’a transfer oldu. Liverpool ile 2005 yılında Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşayan oyuncu, Liverpool oynadığı 5 sezon boyunca 93 resmi maçta forma giydi ve 16 gol attı. 1996 yılında bu yana Avustralya Milli Takımı’nın formasını 36 kez giyen Kewell, milli forma altında ise 11 golü bulunuyor.
Harry Kewell, son olarak geçtiğimiz ay Avustralya Milli Takımı ile 4 maça çıktı. Avustralya Milli Takımı'nın Irak'a karşı oynadığı 2 maç ile Katar ve Çin'e karşı oynadığı maçlarda ilk 11'de sahaya çıkan Kewell, bu maçlarda toplam 322 dakika sahada kaldı ve 2 gol attı.

Doğum Tarihi:22 Eylül 1978

Doğum Yeri:Sydney (Avustralya)

Boy:1.80m

Pozisyon:Ortasaha ve Forvet
Kariyer: 1995-2003 Leeds United
2003-2008 FC Liverpool

Galatasaray 2008 - 2009 Formaları




Turuncu forma 10 numara ...

30 Haziran 2008 Pazartesi

The End : İspanya Şampiyon

1 ay süren bir rüyaydı..Hiç uyanmak istemediğimiz.. İçinden ay yıldızlı düşler geçen..Belki bizler için; düş yarıda kaldı , en tatlı yerinde uyandık uykumuzdan, biz olabilirdik düşüncesi kemirdi beynimizi, dün akşam finali izlerken bir yumru geldi oturdu midemize ama bu kupa şüphesiz,bugüne kadar gördüğümüz en güzel futbol düşlerinden birisiydi.. Hakeden kazandı..Bir turnuva sonrası bunu söylemeyeli uzun zaman olmuştu, bu turnuvanın en güzel yönlerinden birisi belki de bu oldu.. En basit anlatımla İspanya bu turnuvanın en güzel top oynayan takımı olarak şampiyon oldu..Finalde Almanya'yı, El Nino Torres'in 33. dakikada attığı golle geçtiler..Turnuvanın dünya futboluna verdiği mesaj futbolun yeniden eski günlerine dönüş sinyallerini saçmasıydı.. Neydi o eski günler? teknik kapasitesi yüksek, seyir zevki sunan, estetik kalitesi gelişmiş, bireysel yetenekleri fazla , yaratıcı oyunculara sahip takımların, Kuzey avrupa ülkelerinin, Yunanistan'ın ,turnua boyunca sadece bir galibiyet alabilen İtalya'nın hatta bu turnuva için Domenech faktörünün de olumsuz etkisiyle en kısır ve zevksiz takımı olan Fransa'nın önünde galip gelmesiydi.. Euro 2008 hücumu, golü, çalımı düşünen, kazanırken görsel keyif vermek isteyen kısacası oynatmamak değil oynamak isteyen takımların turnuvası oldu..
Final maçında Almanya 1 hafta boyunca aralıksız oynasalar yinede İspanya'yı yenemezdi.. Schweinsteiger,Podolski ve Ballack dışında yaratıcı oyuncuya sahip olmayan, oyuna insiyatif alarak ekstra katkıda bulunabilecek alternatifi olmayan, bu üçlü dışında düz oyunculardan kurulu bir takım olan Almanya, finale kadar gelip şampiyonluğa ortak olduysa bunu oynadığı fubolla değil, ekolü ve turnuva alışkanlığı nedeniyle gerçekleştirmiştir.. 2004 yılında krize girip kitlenen, Yunanistan'ın seyir zevki çok düşük sıkıcı sert savunma futboluyla kazandığı şampiyonlukla ; ''güzel oynamak önemli değil, kazanmak önemli gibi'' çok tehlikeli bir mantığın tohumlarını avrupa futbol sahalarına eken, defansif anti futbol ekolübu turnuvada iflas etti..Futbolu gerçekten seven herkes için kuşkusuz en güzel tarafı buydu..Hollanda vs İtalya , Hollanda vs Fransa,Türkiye vs Çek Cumhuriyeti, Türkiye vs Hırvatistan, Türkiye vs Almanya, Rusya vs Hollanda, Rusya vs İspanya gibi maçlar, ömür boyu arşivimizde saklayacağımız, unutulmaz futbol klasikleri arasına girdiler...Futbol romantiklerinin takıntılı olduğu stil, ayağa bol pas, çalım, araya atılan estetik toplar, bol hücum organizasyonu, bireysel yeteneklerle yoktan var edilen pozisyonlar.. İspanya oynadığı tüm maçlarda nakış gibi işlediği forvet hattını orta sahasındaki sanatçı futbolcularının uyumuyla bütünleştirdi.. Savunmada Ramos ve Puyol makine dişlileri gibi çalışırken, gol kralı David Villa, Silva, Fabregas, Torres, İspanya'nın Aurelio'su denilen Senna , turnuvanın belkide en iyi orta saha oyuncusu İniesta , Rüştü'ye ''topa boşa çıkmama '' dersleri vermesi gereken, çeyrek finalde İtalyan'ların Buffon markasını penaltılarda yenmeyi başaran , Van Der Sar ile birlikte turnuvanın en iyi kalecisi Casillas ve tüm bir takım ... Hepsi ''bu kadro bu sefer başarabilir '' öngörüsüyle kendilerine yüklenen misyonun hakkını vererek kazandılar bu kupayı...

29 Haziran 2008 Pazar

Croatian Ultras

Euro 2008 tribünlerinin en kral görüntüsüydü kuşkusuz.. Çeyrek finalde elediğimiz Hırvat'lar, tüm ultras gruplarıyla arz-ı endam gösterirken tribünlerde, şöyle Platini ve Blatter'e doğru , patlatıvermişlerdi pankartı, çaktıkları meşalelerin ardından.. ''Against Modern Football'' yazısının ''E'' harfinin Euro para biriminin simgesiyle yazılması bu turnuvanın tribünlerinden gelen en güzel mesajdı..

28 Haziran 2008 Cumartesi

Milli Takım Taraftarlığının Local Yansımaları

Ulusal takım; kimlik buldukça, böyle karakterli oynadıkça, kendi ekolünü oluşturdukça,finalleri kıl payı kaçırdıkça,kazanma kültürünü toplumun tüm katmanlarına kazandırdıkça, halkıyla barıştıkça, bizler de (hepimiz) avrupa'da; Hollanda'da, İngiltere'de, Almanya'da,İtalya'da görüp, ama bu zamana kadar bir türlü oluşturamadığımız ''ulusal takım taraftarlığı'' bilincini kazanmaya başlıyoruz..Başladık.. Bir futbol takımıyla birlikte , sosyal hayatın aynası tribün kültürüde yeni bir açılım kazanıyor 2008 yazında... Vizyon sahibi bir takım sahada varlığını sürdürdükçe otomatik bir kültürel gelişim sürecinide beraberinde getiriyor.. Bizlerinde vizyonu genişliyor, local boyutta en harbisinden hissettiğimiz ait olma kültürünü turnuvalarda taraf oldukça ulusal boyuta taşımaya başlıyoruz, en azından hepimizin ortaklaşa konuştuğu, üzerinde tartıştığı, beraber heyecanlandığı , birlikte üzülüp sevindiği, hakkını vererek futbol oynayan, peşinden sürükleyen bir takım var ortada.. Local rekabette bu yükselen kalite şüphesiz hepimiz için olumlu etki bırakacaktır..Ligler başlayacak ve elbette işin tadı tuzu, raconu gereği birbirimizi yemeye başlayacağız kısa zaman sonra.. Birbirimizi yerken ortada kaliteli bir şeyler, somut anlamda futbol keyfi görerek yiyelim diyorum...Milli takımın yaşattığı futbol karnavalı havası liglerede yansırsa yerel rekabette ivme kazanabiliriz..Statik olan lig yapımız dinamikleşebilir... Bu keyfi lig ekseninde yaşamamız için bu tip turnuvalara çok ihtiyacımız var.. Semih'in gollerine histeri krizleri geçirir derecede tutkuyla sevinebiliyormuşum demek , fenerlilerin arda'nın gollerine bizim kadar sevinebildiği gibi, bu turnuva uzun zamandır ortalarda gözükmeyen bu ruhunda miladı oldu.. Hepimize bi şeyler öğretti bu turnuva.. ama ucundan, ama kıyısından ama tam ortasından..

Platini Neden Çok Üzgün ?

Euro2008 boyunca Türkiye gol attığı zamanlar, istisnasız her golde, hele çeyrek final ve yarı final maçlarında, kameralar Platini'ye odaklandığında yüz ifadesine dikkat ettiniz mi? ... Asık bir surat , resmen üzüntü ifadesi, hiçbir mimik olumlu jest , kıpırdama hatta insani refleks yok.. Turnuva boyunca bu kupaya damga vurmuş yarı finale kadar yükselmiş bir takıma, yerinden kalkmaya lütfedipte ne bir kutlamada ne bir tebrikte bulundu Platini.Türkiye Fransa'ya yarı finalde gol atsa anlayabilirim Platini'yi.. Kimliğini , konumunu unuttu kendini duygularına kaptırdı derim.. Ama Hırvatistan'a, Almanya'ya , Çek Cumhuriyeti'ne karşı Türkiye gol atınca nedendir bu üzüntü.. Aslında derinlerde, alteregolarda, bilinçaltında özel bir husumet yoksa nedeni bellidir bu tavrın..Mahallenin kötü çocuğu olarak, topun sahibi olduğu için mecburi oynatılan zengin şişman çocukların elinden toplarını aldık.. Oyuna dahil edilecekler listesinde yoktu adımız en derininden dahil olduk.. Şuan sıcak sıcak farkına varamıyoruz ama avrupa futbolunun egemen güçlerinin tüm hesap kitaplarını alt üst ettik.. Futbol ekonomisinin çarkına çomak soktuk. Uzun vadede Platini'nin, Blatter'in bizim yüzümüden uğradıkları zararın somut verilerini daha net göreceğiz.. Tüm bunların sonucunda çok doğaldır mösyönün karalar bağlaması, ağlaması.. Hoş tabi.. Güzel oluyor endüstriyel futbolun egemenlerini böylesine yer ile yeksan görmek. Bi yanda ''hep sol ayağıyla '' oynayan, Boca'nın La Doce setinden inmeyen, tribüncü Maradona , diğer yanda bir zamanların büyük futbolcuları olmalarına karşın günümüzün iş adamları, kapitalistleşen futbolun patronları Platini'ler vs ler.. şu 3. dünya ülkerinin ve güneyamerikalıların turnuva boyunca neden Türkiye'yi desteklediklerini daha derinlemesine düşünmek lazım..

Santa Maradona

Juan ge me champione of the up futbol

juan ge me champione of the up futbol
fuutbol futbol futbol national futbol
ehh futbol futbol futbol0
juan ge me champione of the up futbol

pione of the up futboljuan ge me champione of the up futbol
futbol futbol futbol
national futbol ehh
futbol futbol futbol futbol futbol futbol futbol futbol
eoeoeoeoeo santa maradona
santa maradona
national futbol ehh santa maradona
eoeoeoeoeoe
santa maradona
eoeoeoeoeoe santa maradona santa maradona
futbol santa maradona futbol da gusto maradona
santa maradona da gusto maradona
santa maradona da gusto maradona santa maradona

26 Haziran 2008 Perşembe

Sahalarda Görmek İstediğimiz Hareketler Hamle II - Futbol Müzikleri Gecesi

Start Time:
Saturday, June 28, 2008 at 9:00pm
End Time:
Sunday, June 29, 2008 at 2:00am
Location:
Leyla
Street:
Tünel Meydanı
City/Town:
Istanbul, Turkey


Barış Karacasu show devam ediyor.. İstanbul akşamları futbol müzikleriyle inlemeyi sürdürüyor..
Sahalarda Görmek İstediğimiz Hareketler hamle II // Tan Morgül – Barış Karacasu...

Sandıklar, dolaplar açılsın; koleksiyonlardaki en ilginç, en bulunmaz, en akla gelmez atkılar, formalar kuşanılsın... Tan Morgül ile Barış Karacasu futbol şarkıları ile geliyorlar... Turnuvalar, takımlar, ligler, topçular... yetmiş iki milletin en güzel futbol şarkıları... haydi dolmuş, dolmuş, dolmuş maça...

Manu Negra – Santa Maradona, Don Fardon – Belfast Boy, Die Prinzen - Olli Kahn... Batracios – Futbol, Five – Keep On Moving, Maryla Rodowicz – Futbol, Three Lions – Football is coming Home... Urfalı Babi – Bastır Ankaragücü, Kutlu Payaslı – Eskişehirspor Marşý, Yıldırım Gürses – Son Maç, Tanju Okan, Dolmuş Maça... 1860 München, Atletico De Madrid, Boca Juniors, Celtic, Dinamo Kiev, Dinamo Tiflis, Fiorentina, Real Sociedad, St. Pauli, Vaduz ve daha niceleri... Maç gösterimleri, kısa canlandırmalar... Carlo Zampa’dan gol anlatımları, takım kadroları...

Yalnız, Güzel ve Gönüllerin Şampiyonu Türkiye

Herşeyden önce; keyfini çıkarın... hepimizin torunlarımıza anlatacağı muhteşem bir hikayesi var artık.. inatla, gururla, azimle işlenmiş bir inanç öyküsü... bu turnuva biz olmasak çok renksiz, çok vasat ve heyecansız bir turnuva olurdu.. Bu nedenledir ki tüm 3. dünya ülkeleri, arjantin, brezilya, asya kıtası bu turnuvada bizler kadar Türkiye'li oldular.. Bizler kadar kenetlendiler bu takımla. Platini'nin yüzünden okunan kıskançlığın, attığımız her golden sonra asılan suratının şifresi; Ab ülkesi olmayan bir ülkenin, hep dışarda tutulan mahallenin kötü çocuğunun , mahalle maçının tüm kurallarını yer ile yeksan ederek, topun sahibi olan şişman zengin çocuklarını çalıma dizerek birbir evlerine göndermesinin alt metinlerinde okunmalı...
Futbolu hakkını sonuna kadar vererek, taraflı tarafsız bu oyunla ilgili olan herkesin ayakta alkışladığı bir ulusal takıma sahip olmak muhteşem bir duyguymuş, bunu bize yaşatan tüm oyuncularımızın , teknik ekibimizin, bu işe emek veren malzemecisinden , çaycısına kadar, takımın otobüsünü kullanan şöföre dek hepsinin adını kocaman harflerle, hiç çıkmamak üzere kalbimize kazıdık.. Dün akşam dünya futbolunun en büyük ekollerinden birisini, bunca sakatlık ve eksiğe karşın adeta sahadan silercesine sergilediğimiz futbol, 90. dakikada yediğimiz golle 3-2 kaybederek kaçırdığımız final hatta avrupa şampiyonluğundan bile daha önemlidir.. Bu istikrarı koruyabilirsek elbet o kupalarıda kazanacağız yeterki hep böyle ol Türkiye, hep özlem dolu, hep tutkulu, dirençli...
Çocukluğumuz da ve dahi büyüklüğümüzde -Linerker'ın- söylemesine gerek olmadan bizlerde biliyorduk ki, finaller Almanya için oynanır ve sonunda hep onlar kazanırdı.. Bir zamanlar karşılarına çıkmamızın bile hayal olduğu bir takımı dün kendi sahasına hapsedip, adeta sahadan silmek,çok çok önemli bir dönüm noktasıdır.. üzerinden kaç yıl geçerse geçsin tekrar tekrar izlenip ayakta alkışlanacak bir oyunla hatırlanacaktır ulusal takımımız..çok açık şekilde, gururla söylememiz lazım biz bu turnuvaya damga vurduk.. Dün akşam Türk milli takımı; özgüvenini, kişiliğini, karakterini,duruşunu yeniden kazanmıştır.. Ülke futbolu yeni bir sürece girmiştir artık.. Hedefler yükselmiştir ve artık hiç düşmeyecektir.. Türk futbolu dün akşam mantık devrimini gerçekleştirmiştir.. Zihinsel olarak ışık hızı boyutunda çağ atlamıştır Türk futbolu..Ulusal takım dün akşam; Halkıyla barışmış, yeniden herkesin milli takımı olmuş, hep özendiğimiz keşke bizimde böyle bir takımımız olsa sayıklamalarıyla andığımız, avrupanın ekol takımlarını geride bırakmış, hepimize gurur, mutluluk ve gözyaşı armağan etmiştir.. Bu turnuvada futbol oynayan tek takım Türkiye'dir..(birazda Rusya ve İspanya) Geriye kalanlar modern futbolun basmakalıp stratejileri içinde futbol oynama taklidi yapmaktadır.. Ruh olmadan, amatör ruh dediğimiz o duygusal dalgalanmalar olmadan futbol olmaz.. Duygu faktörüyle oynayan tek takım bizdik bu organizasyonda , avrupa şampiyonaları tarihinin hiç kimsenin başaramayacağı geri dönüş serilerini yaşatarak buralara gelen tek takımdı, bizim takım...
Bu takıma ''şans'' faktörüyle ilerliyor diyen, çok engin ve küçük dağları kendilerinin yaratmasının verdiği ego genişliğiyle pervasızca ekranlarda boy gösterip, üç buçuk entellektüelite telaşı, ikibuçukta marjinal olma sevdasına, emekleri, mücadeleyi , alın terini hiçe sayanlar dün akşam avrupa futbolunun yürek devrimini gerçekletirerek,adeta ikinci bir rönesans başlatan bu takım için şimdi ne yazaklar acaba? veya iki satır çiziktirebilecek yüzleri olacak mı?... Çeyrek finali yarı finali bile doyasıya yaşatmadılar bu takımın oyuncularına, teknik ekibine futboldan zevk almayı bilmeyen, futbolu kalbinde yaşamayan bu kitleye yazıklar olsun... Tüm dünya eğlenerek, aşkla, oyunun güzelliğiyle, keyifle bir karnavalı yaşarken bu karnavalın en renkli ve en iyi takımı içerden dışardan sürekli yıpratıldı.. Analarının karnından 50 senedir sistemle, taktik - teknik kurguyla, 4-2-4 3-5-2 vs ile doğmuşçasına her galibiyetmizden sonra tüm dünya bizi ayakta alkışlarken ve Türkiye maçlarını arşivlik olarak nitelendirip maçlardaki heyecandan büyük keyif alırken inadına yer ile yeksan etmeye çalıştılar bu takımı.. tüm o steril kalıpların uzağında, ,adına sistem denilen balon tabirden uzak, futbola tapmamızı sağlayan tarifsiz tutkunun hissettirdiği tüm incelikleri bize yaşatan, oya oya , nakış nakış işleyen bir takımımız var ne mutlu bize diyerek bunu mutluluğunu yaşayarak, işin zevkini sürmek yerine yarı finale kadar durmadan polemik üreten taktik çözümlemeci, analiz manyakları gidip bir finans kurumunda bilanço incelensinler, sayıların futbolda yeri yok..

23 Haziran 2008 Pazartesi

22 Haziran 2008 Pazar

Slaven Bilic

Rockstar.. Futbolcu.. Teknik adam... Taraftar... Futbolsever...Sivil toplumcu.. Sanatçı.. Tüm bu yönleriyle, klübe önünde maçın her dakikasını yaşayan heyacanıyla, tribündeki taraftardan farklı bir görüntü çizmedi Hırvatistan teknik direktörü.. Turnuvanın en renkli adamlarından birisi oldu.. Tabloid basın onu hedef göstermesine karşın, oyunumuzun , galibiyetimizin ve gücümüzün hakkını veren dahası maçtan bağımsız olarak futbolun güzelliğiyle, bu oyunu neden bu kadar çok sevdiğimizle ilgili bir sürü güzel söz söyledi.. Özünde bizler gibi düşünen, futbol bloglarında anlatılmak istenen duyguların hepsini yaşayan bir adam Bilic.. Çok yönlü.. Çok renkli.. İç savaşın paramparça ettiği ülkesinde ırkçılık karşıtı kampanyalara öncülük edende o , Euro 2008 için bir şarkı besteleyende o , Hırvatistan'ı çeyrek finale çıkartanda o. Maç sonrası ''futbol böyle tutkulu bir oyun bu nedenle bu kadar çok seviyoruz '' gibisinden sözler sarfedecek kadar konuya derin bakabilen bir adam.. Bir çok kişinin antipatisini topladı , tepkisini çekti bunun nedenini bir türlü anlayamadım.. Bana göre turnuvanın unutulmaz figürlerinden birisiydi Slaven Bilic.. Maç sırasında Fatih Terim'le yaşadığı ufak çaplı polemik futbolun doğasında varolan, oyunun özüyle alakalı bir refleksti sadece.. Maç sonunda Fatih Terim'i ilk tebrik eden, sarılıp öperek kutlayan yine Slaven oldu çünkü.. Romantik bir adam.. Duygularıyla yaşayan.. Steril kalıplardan ve küçük dağları ben yarattım havasından çok uzak.. Futbolcularıyla abi - kardeş ilişkisini kurmayı başarmış bir teknik adam.. Srna gözyaşlarına boğulmuşken onu nasıl teselli ettiğini hatırlayın.. Postu Bilic'in maç hakkında yaptığı son yorumu aşşağıdaki paragrafa aktarıp kapatalım..

''Bu Türkler'de farklı bir şey var.. Hem yetenek ve kalite var hemde benimde anlayamadığım başka bir şey..Şansları da var. Kaliteliler ama şansın yanında yanlarında bir başka şey daha var. Almanya'yı da geçerek finale kalabilirsiniz..Zaten siz bu zamana kadar herşeyi yapacağınızı gösterdiniz. Almanya'dan bir gün daha az dinlendiniz. Sakatlar var, kart cezalılar var. Nihat Kahveci sakat, diğerleri oynayabilir. Fakat sizin kolay vazgeçeceğinizi sanmıyorum. Hakem son düdüğü çalana kadar herşey olur. Bizim açımızdan bu mağlubiyet kolay unutulmaz, biraz ağlayacağız, üzüleceğiz, ama yarın sabah güneş tekrar doğacak ve dünya kupası grup maçları başlayacak, onun için genç bir takımla mücadelemize devam edeceğiz.'' 39 yaşındayım böyle bir maç yaşamadım...Biz iyi bir maç oynadık. Fakat inanılmaz bir sonu oldu. Bu da futbolda olan şeyler. Genele bakarsak bizim Türkler'den daha fazla pozisyon bulduğumuzu söyleyebilirim. Son iki dakikayı hayatım boyunca unutmayacağım ve tarif etmem de mümkün değil. Penaltılara gelince o farklı bir durum. Oyuncularımla gurur duyuyorum, onlara da birşey söylemiyorum. Türkleri tebrik ediyorum. Biz bu turnuvanın sonuna kadar gideceğimizi sanıyordum ama olmadı.. ''